DragosferGenelGüncel

Hayır, ben fındıklı lokum barı "erkek gibi" yesem ne olacak?

Saat akşamın on biri. Kabataş’tan Adalar vapuruna bindim, yorgunum, eve gideceğim. Yol uzun, 1,5 saat sürüyor. Trenlerdeki restoranları sevdiğim gibi, vapur büfelerine bakınmayı da pek sevdiğimden, gözüme kestirdiğim yere eşyalarımı bırakıp, dalgalarda yalpalayarak renkli ambalajların ufak mabedine doğru ilerledim. Amacım atıştırmalık bir şeyler alıp yerime dönmek, biraz dişleri tıkırdatıp, biraz uyuyup yolculuğu sonlandırmak. Büfeye vardım, gözlerim keyfine göre bir şeyler bulabilmek için rafları taramaya henüz koyulmuştu ki, o’nunla karşılaştı: WAPPS Fındıklı Lokum Bar.
WAPPS’in anlam veya köken bakımından hiçbir şey çağrıştırmadığı sonucunu veren anlık veri işleme sürecini bir kenara koyalım, ürünün pazarlaması adına marka, çok daha talihsiz bir slogan seçmiş:
“Erkek gibi ye!”
Hatırlatıyorum, söz konusu ürün lokumlu fındık bar. Hayır, ben lokumlu fındık barı erkek gibi yesem ne olacak? Cinsiyetçi söylem lokuma fındığa indirgenmişken nereden başlamak gerekir?
Ürüne dair daha fazla bilgi toplama adına internete biraz bakındığımda, bundan yaklaşık bir sene önce en az sloganı kadar talihsiz bir reklam filmiyle tüketiciye sunulan bu ürünün “erkek gibi ye” kampanyasının son bulması için erktolia‘nın başlattığı imza kampanyasına ulaştım. erktolia, Türkiye gündemindeki cinsiyetçi söylem ve içeriklerle mücadele eden proaktif bir gönüllülük platformu ve başarıya ulaşan pek çok eylemleri var. Bu ürünün sloganının kaldırılması için başlattıkları imza kampanyasında daha fazla desteğe ihtiyaçları var.

Etkisini büyük ölçekte ve fakat kolayca gözlemleme şansı sunduğundan dil’in beni en çok heyecanlandıran özelliği toplumları şekillendirme gücü. Başta televizyon ve medya organları olmak üzere, bu örnekteki gibi yiyecek içecek sektöründen otomotive hitabın, iletişimin olduğu her alanda, kullanılması tercih edilen dil ve söylemler toplumsal algıyı oluşturuyor ve yönetiyor. Dil, bu araçlar vasıtasıyla kişilerde, farkında olarak ya da olmayarak tutumlar oluşturuyor. Ülkemizde “barış dili”, “barış gazeteciliği” kavramlarının üretilmesi ihtiyacı sebepsiz değildir. Bu ürün artık Şehir Hatları vapurlarının büfelerinde satışta. Bu sloganın günde kaç bin insana ulaştığını bir düşünelim. 

Şu unutulmamalıdır ki cinsiyetçi söylem, daha geniş bir konu olan “nefret içeren söylem”in alt başlığı şeklinde ele alınabilir. Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu/düşmanlığı, tarafgirlik, ayrımcılık, cinsiyetçilik ve homofobi yatar. Dolayısıyla dil’in bu doğrultuda kullanımı toplumda kutuplaşmaya, tahammülsüzlüğün artmasına, bunun sonucu olarak şiddete doğru gelişen bir tutum oluşmasına sebep olur.

Marka ve tüketicisi arasındaki iletişimi sağlama sorumluluğunu yüklenen reklam ajanslarının, dilin algı oluşturma özelliğinin farkında olarak, bu özelliği istismar etmeden adım atmaları gerektiği aşikar. Markaların ilgili bölümlerinde çalışan kişilerin de ajanslardan gelen önerileri bilinçle ele almaları. Ürün seçme özgürlüğüne sahip bizlerin de bu gibi manipülasyonları kabul etmediğimizi belirtmemiz. Dil’in bu amaçlara yönelik kullanımını kabul etmiyor, elimizdeki değiştirme gücünden faydalanmayı öneriyoruz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir