DragosferEdebiyat

Allı Turna: Anadolu Folklorunda Flamingo

Flamingo Yolu ve Miami Vice 80’lerde renkli televizyonla tanışanlarımız için en gözde dizilerdendi.

Pembe kızıl tüylerin görkemli zarafeti aklımda yer eder, bir gün bu mucizevi kuşları dünya gözüyle görmeyi düşlerdim.

2000’lerde, o dönem National Geographic Türkiye editörlerinden olan Atlas Fotoğraçısı dostum Kemal Nuraydın ile ilk Birdwatching – Kuş Gözlem turumuza çıktığımızdaki heyecanımı tahmin edersiniz.

Batı Sahillerimizde bazı noktalarda Flamingoların yerleşik olduğunu, yani dört mevsim kaldıklarını hatırlatarak, yolu İzmir’e düşenlerin, Çamaltı Tuzlası’na bir piknik molası için uğramalarını şiddetle öneririm.

Anadoluyu bin yıllardır mekan seçen bu büyüleyici kuş nasıl olur da türkülerimizde yer almaz der, merak ederdim. Oysa varmış, hem de çok, hele biri var ki yürek yakar.

Hiç Flamingo Türküsü duymadım, sen Amerikan Jazz – Blues tonlarıyla karıştırmayasın diyecekler acele etmesinler.

Kuş türlerini inceleyenler bilirler ki, bilim insanlarının taksonomik sınıflandırmaları halkın diliyle örtüşmez.  Çünkü halk gözüyle düşünür ve benzer olanı aynı kefeye koymakta beis görmez.

Turna ve Flamingo benzer tipolojide kuşlardır. Halkın dili alır, Flamingoyu Allı Turna yapar ve ondan “şeker ister, şerbet ister, yarinden haber ister!”

Evet, halk türkülerinde sıkça geçen Allı Turna, bildiğimiz Flamingodur.

Nasıl dil öğrenirim?  Nasıl iyi çevirmen olurum? Anında nasıl çeviriyorsunuz?  diyorsunuz ya, Yahya Kemal’i hatırlayarak çevirmence diyelim :

Çok kimseler anlamaz eski musikimizden

Onu anlamayan anlamaz bizim dilimizden.

Müziğimizle dilimiz arasında bağ kuran ve kitaplarında başat olarak bu görüşü işleyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ı da burada anmak gerek. Çeviribilim ve mütercim tercümanlık bölümleri metin çözümleme dersi veriyorlar. Ancak çok azında ve sınırlı sayıda yetenekli öğrenciyle ve müfredatın dar saatlerinde metnin ritmi ve tonu konularında girilebildiğini görüyoruz. Bu konulara girilemeyince de kuru ve durağan çeviriler çıkıyor. Sanki terimleri yazınca ve kelimeleri sıralayınca çeviri yapılmış farz ediliyor. Oysa iyi yazı ve iyi çeviri müzikal akışıyla kendini gösteriyor. Bu müzikal akış salt edebi veya yaratıcı çevirilere de mahsus değil. Hemen her konunun tonu, akışı, ritmi, vurgusu, melodisi olur, olmalıdır.

Allı Turna ve Flamingo analojimize dönecek olursak, en sıradan halk deyişlerinden öğreneceğimiz  o kadar çok şey var ki.  Türkçemizi sevelim, müziğiyle sevelim. Anadilimize, sanatıyla, kültürüyle vakıf oldukça, diğer dillere açılmak çok daha kolay ve ödüllendirici olacaktır.

Yanık türkü çığırandan iyi çevirmen olur mu demiyoruz elbet. Ama Türkü bilmeyenin veya Türk sanat müziğine aşina olmayanın ya da özellikle 70’ler ve 90’lerde yükselen Türkçe pop ve rock’ın prozidisini içselleştirmeyenin Türkçe çevirilerinin tat vermeyeceğine eminim.

Bu yazının ilk hali daha önce Medikongre dergisinde yayımlanmıştır.